Stay Connected

İnternet siteme hoşgeldiniz
Afiyet Olsun-2

Afiyet Olsun-2

  • mehmet kıray

Neyse daha fazla sıkmadan, sizi bu günlerden yirmi yedi, yirmi sekiz sene öncesine götürmek isterim. O yıllarda lisemizde yöneticiyim, maaşlar dışında devletin bize tahsis ettiği para yıllık 40 bin lira civarında. Bu 40 bin lira ile okulun tüm ısıtma, aydınlatma, su, kırtasiye, telefon, ders araç gereçleri vs. karşılamak gerekiyor. Bizim ise yalnız elektrik ve su giderimiz bu rakamın çok üstünde, Salma salmak, öğrenci ve velilerden değişik gerekçelerle para toplamak ilkelerimize ters. Zaten okula zor gelen veya hiç gelmeyen veliden bir de geldiğinde para istersek adam hiç gelmeyecek. Biz de arkadaşlarla elimizden geldikçe velilerle işbirliği yaparak öğrencilerimizin başarısını arttırmaya çalışıyoruz. Eskiler iyi bilir turizmin alt yapısı bu kadar gelişmemiş, bu nedenle yükleyebileceğimiz büyük işletmeler de yok. Sorunu çözmek gerekiyor, ama nasıl?

Bizim zamanımızda yetişme tarzımız gereği bir birimde yönetici isen o birimin bütün sorunlarını sen çözeceksin, devlete yük olmayacaksın, sana emanet edilen bu görevi en iyi şekilde yerine getireceksin. (Başarısız da olursan çekip gideceksin.) Gittiğin yerlerde, Anadolu?nun ücra köşelerinde sen bir mumsun, ışıksın, herkesi aydınlatacak ama kendin eriyeceksin.

İşte biz böyle yetiştirildiğimizden bu sorunu da kendimiz çözmeliydik. O yıllarda lise şimdiki Hüseyin Turgut Karabağlı İlköğretim Okulu”nun bulunduğu yer. Ön bahçede bir basket sahası var. (O sahayı da değerli dostum Türkçe Öğretmenimiz Osman Koca büyük çaba ve gayretle gerçekleştirmişti.) Sahanın yanına, bahçenin deniz tarafına bir kantin yaparsak gelirimiz biraz artabilirdi. O yıllarda Bodrum’da en büyük inşaat Bitez”de Aktur, bir de Bodrum’daki Barış Yapı Kooperatifi idi.

Önce Aktur’a gittim, değerli dostum gazeteci Özgen Acar oranın müdürü. Sorunu anlattım, yardımcı olacağını, ihtiyaçlarımızı olanakları ölçüsünde karşılayacağını söyledi. Aynı desteği Barış Yapı’nın yöneticileri olan dostlarımdan da gördüm. Kısa zamanda kantinimizi yapıp içine bir iki ping pong masası, bilardo masaları yerleştirdik, öğrencilerin oturabilecekleri ve oyun oynayabilecekleri bir alan kazanmıştık. Burayı kiraya verip ihtiyaçlarımızın bir kısmını karşılamaya başlamıştık. O ara mülkiyeti derneğimize ait olan, okulumuzun girişinde bulunan bir demirci dükkanı vardı bunu da değerlendirmek gerekiyordu. Projesini hazırlayarak yeri ihaleye çıkardık. (Yap – işlet – devret modeli ile.) Kısa zamanda dükkanımız da yapıldı, oradan da kira almaya başladık. (Şimdiki Varan otobüslerinin bilet satış noktası)

Eh kantin ve dükkan kiraları gelince ekonomik durumumuz bayağı düzelmişti. Artık bakanlığımızın gönderdiği 40 bin liraya da ihtiyacımız kalmamıştı. Durumu bir yazı ile bakanlığımıza bildirip “Aferinimizi” almalıydık. Bakanlığımıza yazdığımız yazıda bu hizmetleri kendi olanaklarımızla yarattığımızı, okulumuz için maaşlar dışında her hangi bir ödeneğe ihtiyacımız olmadığını bildirmiştim. Aylar geçmiş ama bizim aferin gelmemişti. Bir gün okuldayken Mal Müdürü aramış, bir misafirinin olduğunu ve beni görmek istediğini belirtmişti. Oraya gittim. Odada üstad diye hitap ettiği 50 yaş civarında bir bey ile tanıştırıldım. Biraz sonra Maliye Bakanlığı Müfettişi olduğunu öğrendiğim kişi çantasını açarak içinden aldığı bir yazıyı okuyup cevaplamamı istedi.

Üstü daktilo ile yazılı olan kağıdı aldım, “Soruşturma Zaptı” ibaresini gördüm. Hemen altındaki suç ve suçlu gibi yazıları bir çırpıda okudum. Suçlu bendim. Suçum da devlet arazisine izinsiz binalar yapmak, dernek mülkünü amacı dışında kullanmaktı. Yani sizin anlayacağınız devlet bizi, kendisine yük olmadan, gelir sağladığımız için suçlamıştı. Adeta kahrolmuştum. Başımdan kaynar sular dökülmüştü. Beklediğimiz aferin, devletimiz tarafından bu şekilde verilmişti. Gerçi sözlü olarak konuyu inceleyip araştıran müfettişten aferinimizi almıştık ama yazılı olarak iyi niyetimiz, dürüstlüğümüz göz önüne alınarak, bir daha izinsiz bu tür işlere kalkışmamamız için uyarılmıştık.

Bu olay benim bu ülkede neyin yapılıp neyin yapılmayacağı ile ilgili ilk tanışmam olmuştu. Demek ki bazı şeyleri yapmak için gayret etmek, çözüm üretmek, bu çözümlerin devletin ve toplumun yararına olması da her zaman takdir edilebilmek için yetmeyebiliyordu.

 

Mehmet KIRAY

Gazete kupürü için tıklayınız..

 

 

 

 

 

 

 

 

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Instagram

×