Stay Connected

İnternet siteme hoşgeldiniz
Halikarnas Balıkçısı

Halikarnas Balıkçısı

  • mehmet kıray

Halikarnas Balıkçısı ( Cevat Şakir Kabaağaçlı ) deyince büyük bir yazar,düşünür ve aydın olmasının ötesinde, benim yaşamımda ayrı bir yeri ve önemi vardır.

Şöyleki; sene 1972. Mardin’de görev yapmaktayım.Mavi sürgün diye piyasaya bir kitap çıkmıştı. Yazarı Halikarnas balıkçısıydı. Bir arkadaşın tavsiyesiyle bahsedilen Mavi sürgün kitabını alıp okudum. O yıllarda televizyon olmadığı ve iletişim araçları da bu kadar yaygın olmadığı için, Bodrum’u Muğla’nın bir ilçesi olarak biliyordum.Bodrum hakkında  daha fazla bir bilgim yoktu.Kitabı okuyup bitirince Bodrum’u görmeden,Bodrum’a aşık olmuştum. Şu ana kadar da Bodrum’u bu kadar güzel anlatan başka bir kitap da görmedim.Malum şarkta belli yıllar görev yapınca,genelde birçok memurların yaptığı gibi batıda biryere gitmeyi düşünmeye başlamıştım o yıllarda. Mavi sürgün kitabını da okuyunca görev yapacağım yeri bulmuştum.

Bir fırsatını bulup Ankara’ya gittim Milli Eğitim Bakanlığı’na uğradım. O yıllarda, bizim lise müdürlerinin tayin ve nakil işlerine bakan birim müdürümüz Abdullah Bağış abimize uğradım. ( Şimdiki Avrupa İşlerinden Sorumlu Egemen Bağış’ın babası ) Abdullah abiyle Mardin’de görev yaparken 60’lı yılların sonuna doğru o da şarkta görev yapıyordu, o nedenle iyi tanışıyorduk. Abdullah abiye  gittim. 4-5 yıldan beri Mardin’de çalıştığımı biliyorsun, batıda bir yere gitmek istediğimi söyledim.  Abdullah abi sekreteri çağırdı, listeleri açtırdı ( o yıllarda bilgisayar yok, her şey  manuel ), sekreteri ile birşeyler konuştu, sekreter ona birşeyler gösterdi ve gitti. Abdullah abi de bana döndü ‘ Bak Bodrum’a bu sene bir lise açtık,müdürü rahatsız,ayrılıyor, Bodrum’a gitmek ister misin? ‘ dedi. Ben de kafamdaki hayali gerçekleştirmenin sevinciyle ‘istemez miyim ‘ dedim. Hemen bir dilekçe yazdırdı, arkasından da aynı sayfanın altına vazgeçmeyeceğim diye ikinci defa yazdırıp, imzalattı. Yani benden taahhüt aldı. Bu ikinci defa yazdırıp imzalatmasının, yani taahhüt almasının nedenini anlayamamıştım. Ama imzaladım. 4-5 gün sonra da ‘gel kararnameni al’  dedi. Gittim, kararnamemi aldım. Teşekkür ettim, vedalaşıp Abdullah abiden ayrıldık.

Hayallerim gerçek olmuş, Bodrum Lise Müdürlüğü’ne atanmıştım. Mardin’deki işleri halledip Bodrum’a geldim. O yıllarda Bodrum’a gelmek için İzmir’e gidip, İzmir’den de Bodrum’a  4,5- 5 saatlik bir yolculuktan sonra gelinebiliyordu. Milas’tan Bodrum’a gelirken şu andaki Torba ve Güvercinlik’ten geçen yol henüz olmadığı için, Mumcular, Pınarlıberen Zıp Zıp Kızılağaç yolunu kullanarak gelmek zorundaydınız.Saat 16:00’dan sonra Milas’a vardıysanız bu tarafa ( Bodrum’a ) araç bulma şansınız hemen hemen yok gibiydi. ( Muğla’dan dönerken saat 16:00’dan sonraya kaldığım için geceyi Milas’ta geçirdiğimi çok hatırlıyorum ).

Bodrum o yıllarda giriş levhasında 5.000 nüfuslu diye yazsa da herhalde 7-8 bin kişilik biryerdi. Çok güzel bir Akdeniz kasabasıyla karşı karşıyaydım. Bu maviyle yeşilin kucaklaştığı ve bahçeler içerisindeki yakut kırmızısı kiremitli evlerin görüntüsünü yaşamım boyunca unutmayacağım. Keşke o haliyle koruyabilseydik.

Okula gittim, lise şimdiki belediyenin bitişiğindeki okulun yerindeydi. Arkadaşlarla tanıştık,her memurun yaptığı gibi ev konusunu açtım,arkadaşlar Bodrum’da şartlara uygun ev zor bulabileceğimi , benden önce buraya üç müdür daha atandığını hiçbirinin ev bulamadığı için geri döndüğünü, benim buraya atanan dördüncü müdür olduğumu söyleyince Abdullah Bağış’ın benden niye taahhüt aldığını çok iyi anlamıştım. ( Sonraki yıllarda Bodrum’a tatil için kendilerini davet ettiğimde bu oyunun acısını çok fena çıkarmıştım, bu konuya başka bir yazıda değinirim ).

Neyse ilk sorunları atlatmıştım, bu ara Cevat Şakir Kabaağaçlı rahmetli olmuş ve şimdiki bulunduğu tepeye gömülmüştü.  Öldüğünde Bodrum dışında olduğumdan cenazesinde bulunamamış,15-20 gün sonra döndüğümde mezarını ziyaret etmiştim. O ziyaret anında hatırıma yine o yıllarda okulumuzda Türkçe öğretmeni olarak bulunan Ayfer Mete’nin orta kısım öğrencilerin ağzından Halikarnas Balıkçısına yazdırıp , ondan aldığı orijinal kendi el yazısıyla öğrencilerin sorularına verdiği cevapları ihtiva eden adeta vasiyeti sayılabilecek mektubunu hatırlamıştım. Mektup;Halikarnas Balıkçısı’ndan Halikarnas’lı Çocuklara diye hitap ediyordu. (Bu mektubu orijinal soru ve cevaplarıyla daha önce yanlış hatırlamıyorsam 2001 yılının ağustos ayında Bodrum  Yarımada Gazetesinde,yine yazdığım köşemde yayımlamıştım).O mektupta Cevat Şakir ‘EZARIMIN BAŞINA BİR KAYA KOYUN BAŞKA BİRŞEY İSTEMEM ‘ demişti. Hemen bu isteğini o yıllarda Bodrum- Milas yeni yol çalışmasını yapan , karayolları şefi yakın dostum olan Emin Arat’a ilettim.Emin bey de bir gün beni alarak yol çalışması yapılan alana götürdü,ordan çıkan kayalara baktık şu andaki mezarının başında olan o kayayı beğendim, sağolsun Emin Bey de işçileri ve makinaları vasıtasıyla o kayayı yükleyip getirdi mezarının başına koyduk.İşte şimdi mezarının başında duran kaya o kayadır. O gün bugündür aradan kırk yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen,kimse merak edipte mezarı niye burda, bu  kaya nerden gelipte mezarı başına kondu diye sormadı.Ne araştırmacılar ne de Cevat Şakir hayranları.Her sene ölüm yıldönümlerinde mezarı başına gidilip andığımız anda gördüğümüz o kaya işte bu benim koydurttuğum kayadır.Ha bu ara o mektupta bahsettiği önemli bir vasiyeti daha vardı. O vasiyetini de tutamadık. O neydi derseniz; ‘BENİM İÇİN NE YAPARSANIZ YAPIN AMA ADIMI BİR CADDEYE VEYA SOKAĞA VERMEYİN’ demişti, ama biz en büyük caddeye onun adını verdik. Bence iyi de ettik.

Haa mektubun akibeti ne oldu derseniz, orijinal mektup önce Azra Erhat ve daha başka birkaç arkadaşı tarafından yazdıkları kitaplarında konu edildi,yayımlandı. Ben de dediğim gibi 2001 yılında yayınladım. Orijinal haliyle ve çerçevelenmiş olarak Bodrum Lisesi’nde oluşturduğum  köşesinde görevden ayrıldığım yıllara kadar durdu. Benden sonra köşe dağıtılmış o orijinal,kendi el yazısıyla yazmış olduğu mektup da benden sonraki  gelen yöneticilere sormama ve araştırmama rağmen, hiç kimse akibetinin ne olduğunu bilmediklerini söylediler. Yani sizin anlayacağınız orijinal mektup bir anda yok oldu. Çok uğraşıp takip ettiysem de herhangi bir ipucu bulamadım.

Sonradan Yarımada Gazetesindeki köşemde yayımladığım orijinalinden alınma soru ve cevaplarını  da yine çok güzel bir çerçeve içerisinde şu andaki mezarının olduğu yerde bulunan müzenin içindeki duvara astırdım. Bir yıl sonra gidip baktığımda maalesef o çerçevelenmiş orijinal soru ve cevapları ihtiva eden yazıların da yerinde de yeller esiyordu. Nedense bazı eller Bodrum’la ilgili bu mektubu da ,Cevat Şakir’in mektuba verdiği cevapları da yok etmişti.

Cevat Şakir Kabaağaçlı ile ilgili merak edilenleri ve Bodrum hakkındaki düşüncelerini öğrenmek isteyenlerin o mektubu okumalarını tavsiye ederim.Çünkü o kendini ve Bodrum’u en iyi şekilde o mektupta  anlatmıştı.

Bence bir insanı sevmek ona ve bıraktıklarına saygıyla doğru orantılıdır.

BANA GÖRE SEVGİ EYLEMDİR.

Mehmet KIRAY

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Instagram

×