Stay Connected

İnternet siteme hoşgeldiniz
Oligarşik Bürokrasi

Oligarşik Bürokrasi

  • mehmet kıray

Bugün sizlerle güncel konulardan uzak gibi görünmesine rağmen şu anda ülkemizin üzerinde dolaşan kapkara bulutların dağılması,sizi ve bizleri bu karamsarlıktan alıp bozulan morallerimizi birazcık düzeltmek ve bunun için, kendi yaşamımdan örnekler vererek hayatınıza yeni bir pencere açmayı düşünüyorum.

Bugünkü dersimiz oligarşik bürokrasi. Oligarşi nedir ? Bürokrasi nedir ? bunları tarif etmeyeceğim. Arzu eden sözlüğü açıp bakıp öğrensin. Kulakları çınlasın TODAİEKYP’de okurken , Mümtaz hocam bunları bize anlatmak için az emek vermemişti. Kamu yönetiminin türleri üzerinde konuşurken bazı ülkelerde tercih sistemini olduğunu ( örneğin, ABD gibi ), bazı ülkelerde de bizim gibi liyakat sisteminin uygulandığını anlatmıştı. Boşuna değilmiş verdiği mesailer. Bak şimdi kullanıyoruz. Sağolasın hocam.

Oligarşik bürokrasiden zaman zaman yakınında olduğum için en çok rahatsız olan rahmetli Sayın Turgut Özal’dı. Devamlı bu rahatsızlığını dile getirirdi. Yaşadığı sürece bunu kırmaya çalıştı fakat gücü ve ömrü yetmedi. Şimdi de zaman zaman Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan  aynen oligarşik bürokrasinin  “elini kolunu bağladığından” şikayet etmekte, bunu yok edemedikçe hiçbir şey yapılamayacağı anlamında sözler söylemektedir.Bu şikayetleri dile getirmekte ve bu çemberi de kırmak için gayret sarfetmektedir. Bu konuda Sayın Özal’a göre daha başarılı olduğu da inkar edilemez bir gerçektir. Şimdi bu derin konuları bir tarafa atıp, kendi yaşamımdan bir örnekle konuyu açmaya çalışayım.

Sene 1969. Mardin ili Kızıltepe Lise Müdürlüğü’ne Vali Celal Kayacan’ın zoruyla atandım, istemediğim halde. Okul o yıllarda iki binin üzerinde mevcudu olan ortaokul ve liseden oluşuyordu. 70-80 civarında da öğretmen vardı. Bu bana Milli Eğitim tarafından bildirilmişti. Sayın valinin o yıllarda makam aracı olan Land Rover jeep ile okulun yolunu tuttum.Bahçeden içeri girdiğimizde genzime kesif bir koku çarptı. Okul bildiğimiz klasik lise binası. 20 dönüm civarında bir bahçe içerisinde idi. Ofisime gittim, gelen müdür yardımcılarına ve hademelere bu kokunun nedenini sordum. “Bina yeni ama sular akmıyor dediler. Çocuklar da; erkekler duvar diplerinde, kızlar ve öğretmenler ise mahalledeki evlerde ihtiyaçlarını gideriyorlar” cevabını alınca deliye döndüm. Suyu olmayan, 2.500 mevcutlu bir okul. Ödenek istenmiş, devlet bu sorunun giderilmesi  için 50.000 TL ödenek tahsis etmiş.  Ama formaliteler, artırma eksiltme yasası, ihaleler, süreler ( bürokrasi ) yüzünden ihale yapılamamış, ve okul pislik içinde yüzüyor.Hemen o gün ne yapabilirim? diye düşünmeye başladım.Kaymakamımız Mazhar Müfit Gündüç diye hatırladığım bir abimizdi. Ona gittim. Sorunu vali bey de , ben de , Milli Eğitim de herkes biliyor. Ama ilçede su kıt. Ancak belli saatlerde akıyor,lisede de tesisatlarında müteahhit ve taşeronların hatasından dolayı hiç su akmadığını belirtti.

O yıllarda Kızıltepe’de Jandarma Komutanlığı’na bağlı bir tugay, bir alay, bir de eğitim taburu olduğunu öğrendim.   Ertesi gün Tugay Komutanından randevu alıp ziyaretine gittim. Durumu anlattım. Alay ve tabur komutanını aratarak gerekli talimatları verdi. Beni tabur komutanına yönlendirdiler.Eğitim taburunun başında da yine Deli Naci diye ünlenmiş bir binbaşı vardı. ( Nedense  işini çok iyi yapan başarılı yöneticiler halkımız tarafından böyle lakaplarla anılmaktadır. Çünkü çok çalışkan olan o yıllardaki Sayın Vali Celal Kayacan’a da halk arasında Deli Vali derlerdi ) Binbaşı Naci Bey, öldüyse Allah rahmet eylesin, yaşıyorsa ömrü uzun olsun tabura talimat verdi, ne kadar mühendis ve tesisatçı varsa çağırttı. 5-6 mühendis, 30-40 civarında da er geldi. Mühendisleri benimle okula gönderdi, sorunu bulmadan dönmeyin diye de onlara talimat verdi. Gittik. O gün ve ertesi gün o mühendislerle iki gün çalıştık, inceledik, denemeler yapıldı ve sorunu buldular. Ama 5.000 TL gibi bir bir paraya ihtiyaç olduğunu söylediler.

Bu sorunun giderilmesi için 50.000 TL ödenek gelmiş bekliyordu. Hemen Mal Müdürlüğü’ne gittim. Bu ödeneğin 5.000 TL’sini çekeceğimi belirttim. Mal Müdürü çekemezsin dedi.Bu iş için gelmiş ama hocam biliyorsun yasaların emrettiği şekilde harcayabilirsin dedi. Benim ise zamanım yok, yasa falan da dinleyecek halim yok. Eğer; yasanın emrettiği şekilde davransam bu sorun en az üç veya dört ay sonra belki çözülebilecekti.Öğrencisi perişan, öğretmeni perişan, böyle bir okulda eğitim mi olurdu ?

Valiye koştum,Vali;  “Ben seni oraya niye gönderdim zannediyorsun,bu sorunları çözesin diye, haydi bakalım kolay gelsin git ve çöz” diye beni tersledi.O yıllarda birim müdürü olarak tahakkuk amiri idim.Mal Müdürü bir tüyo verdi bana. “Eğer sorumluluğu alırsan bu konuda da bana bir taahhütname verirsen, bu 5.000 TL’yi sana öderim,ama ileride bir sorun çıkarsa benim günahıma girme” dedi. Dinler miyim ? Sorumluluğu aldım, attım imzayı, aldım parayı, verdim o mühendis yedek subay arkadaşlara. Askeri araçla ve birkaç erle beraber  Diyarbakır’a gittiler ( Malzemeleri Mardin’de bulamadığımız için ) gerekli malzemeyi aldılar, faturalarıyla beraber döndüler. Ertesi gün de 20-30 er ile beraber çalışıp 3-4 günde; okula bir su deposu, ilerde dikeceğim ağaçlar için bir havuz ve tesisattaki birçok boru, çekvalf vs.değişmiş, musluklardan  şakır şakır akan suya kavuşmuştuk. Bir hafta sonra pislik içinde yüzen okul mis gibi kokmaya başlamıştı.

Vali, Kaymakam,Bayındırlık Yetkilileri gelmiş, beni kutlamış ve bu sorunu nasıl çözdüğümü övgü dolu  sözler sarfederek teşekkür etmişlerdi. Öğrencilerim de, mahalle halkı da, bizden kurtuldukları için bayram etmişlerdi. Bu olay yıllarca örnek olarak anlatılmıştı. Hatta yıllar sonra Mardın’de milletvekili olan ve bir ara da kısa bir süre devlet bakanlığı yapan bir öğrencimle meclis restaurantında yemek yerken “ Hocam  Allah razı olsun,bizi pislikten kurtardığın gibi tuvaletlere koyduğun sabunlarla da, tuvaletten her çıktığımızda elimizi sabunlamayı öğretmiştin.”

Sene 1974 veya 1975. Bu defa Bodrum Lisesi’nde müdürüm. Ofiste otururken postacı elinde bir tebligatla geldi.Tebligatı aldım. Sayıştaydan geliyordu.Okudum, başımdan aşağıya kaynar sular dökülmeye başladı. Yıllar önce Kızıltepe Lisesi’ni o pislikten kurtarmak için verdiğim çaba, ücretsiz olarak çalıştırdığım mühendisler, askerler, çevreden temin ettiğim briket, çimento, kum vb… malzemeler  sonucunda o çocukların sevinci , hepsi bir anda gözümün önünden geçti.Gelen yazıda Mehmet Kıray’ın harcama koşullarını yerine getirmeden çektiği 5.000 TL faturalar olmasına rağmen Sayıştayca yasalara uygun olarak harcanmadığı için bu 5.000 TL’nin maaşımdan kesilerek geri alınması kararı idi. ( O yıllarda 1.000 TL civarı maaş almaktayım )Bu para maaşımdan her ay 4/1 oranında takır takır kesildi. Kimse de çıkıp yahu bu adam devletin o iş için gönderdiği 50.000 TL yerine bu işi 5.000 TL ile halletmiş, geri kalan 45.000 TL de devlete iade edilmiş ( Tenkis edilmiş ) devlet bu işten kazançlı çıkmış, bir de sorunu kestirmeden çözmüş,iyi yapmış demedi. Durumu o yıllarda ilgili bakanlıklar,Sayıştay Başkanlığı nezdinde çözmek için uğraşmama rağmen çözemedim ve  bu para da benden kesildi.Helali hoş olsun o musluklardan suları akıttım.Okulun bahçesine diktiğimiz beş bin çam ağacı, o havuzda biriken su sayesinde yetişti ya o bana yeter. (Otuz beş yıl sonra okulumu ziyaret ettiğimde çam ağaçlarının büyüyüp bir orman haline geldiğini görünce mutluluğum bir kat daha arttı).

Öğretmenlik ve idarecilik böyle, her şey başkaları için kendisi için hiçbir şey.

Not: Bu ara tutuksuz yargılanmak üzere Bodrum’a ve ailesine kavuşan öğrencim Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’a geçmiş olsun dileklerimi iletirken bu yazılarımı da iyi okuyup iyi dersler almasını dilerim.

MEMED’İM GEÇMİŞ OLSUN.

Mehmet KIRAY

Gazete kupürü için tıklayınız..

İlgili Makaleler

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Instagram

×