Stay Connected

İnternet siteme hoşgeldiniz
Sorumluluk

Sorumluluk

  • mehmet kıray

Sorumluluk; kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren,herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi diye tarif edilir sözlüklerde.Eski tabirle mes’uliyet  Arapça kökenli bir sözcük. Bugünkü yazı konumuz bu. Aman Allah’ım ne zor bir konu. Zamanımız gençlerinin birçoğunun farkında olmadığı.

Sorumluluk kişinin doğduğu andan itibaren ailesinden aldığı eğitimle başlayıp,mahallesinde ve okuduğu okullarda,gördüğü,yaşadığı ve yaşam boyu kendine yaşam tarzı olarak alması gereken bir davranış.Yani bir yaşam şekli. Adeta her kişide olması gereken doğruluk, dürüstlük, namusluluk,hak yememezlik yani; insani değerlerin toplamı. Ama maalesef zamanımızda doğruluk, dürüstlük,yalansız dolansız bir yaşam nasıl her insanda olması gereken bir özellikse, sorumluluk da onun gibi bir şey. Zamanımızda bu da bir özellik oldu. Halbuki her normal insanda olması gereken bir davranış şekli.

Emek vermeden almak..

İnsanların sorumluluğu kişisel olarak ailesine, çevresine, toplumuna,doğasına kısaca tüm evrende canlı cansız bütün varlıklara karşı duyması gereken bir davranış şekli. Geçmiş yazılarımızda gençlere öğütler verirken bu yazımızda da sorumluluk duygusunu kişi karakteri üzerinde  önemli bir faktör olduğunu,kişi yaşamında mutlu ve başarılı olmak istiyorsa bu davranışı geliştirmesi gerekir.Birçok yazımda olduğu gibi ; bu yazımda da yine geçmişten bir örnek vererek biraz açmağa çalışacağım.

Bizim gençliğimizdeki  sorumluluk anlayışıyla bugünkü arasındaki fakı görelim diye.Çocukluk ve gençlik yıllarımda okul okurken bir taraftan da boş zamanlarımda okul masraflarını karşılamak için çalışırdım.Ticareti o yıllarda öğrendim. O yıllarda sınıf arkadaşım olan Dönmez soyadlı  ( yanlış hatırlamıyorsam ön ismi David’di ) Yahudi bir arkadaşım vardı. Sınıfta kimse sırasına bu Dönmez’i almak istemiyordu.Biz de kalabalık bir aile olmamız ve mahallede sözü geçen çocuklar olduğumuz için bu Dönmez soyadlı Yahudi arkadaşı sırama almıştım. Bu davranışım mahallede belli kesimlerde tepkiyle karşılandıysada , belli kesimler  tarafından da  takdir edilmişti. O yıllarda İsrail Devleti yeni kurulmuş her mahallede üç beş Yahudi aile mevcuttu. Bu David Dönmez’in babası çarşıda tuhafiye dükkanı işletmekteydi. Düğme, fermuar,iplik,çorap  vs… türü şeyler satan bir dükkanı vardı. Ben de okul saatleri dışında gazete satarak ( siyah-beyaz filmlerde gördüğümüz, çarşıda gazete satan çocuklar gibi ) ihtiyaçlarımı karşılamaya çalışıyordum. Bu David Dönmez’in babası bir gün beni çağırdı. Gazeteden ne para kazandığımı sordu, söyledim. Tabi kazancım ona çok komik geldi. Bana bir tane iple göğse asılan tezgah yaparak çorap satmamı önerdi. İlk gün 20 tane pamuklu çorap ( çorap dediysem şimdiki çoraplar gibi algılamayın, pamuktan dokunur giyildiği zaman üstte lastiği olmayan, beyaz don lastiği ile tutturulan çoraplardan bahsediyorum ) verdi. Dolaştım bütün çarşıyı akşama kadar bir tane çorap satamadım. İkinci, üçüncü gün yine satamadım. Zaten insanlar bırakın çorabı, giymek için siyah lastik ayakkabıları bile zor buluyorlardı. ( Bu ara bahsettiğim yer o tarihte 25.000 nüfuslu bir ilçe ) .

Dördüncü gün David’in babası beni önüne aldı, ‘ Bak oğlum; 3 günden beri bir tane çorap satamadın.Bunun sebebini düşündün mü?’ Tabi ben aval aval suratına bakıyordum.’Sen çorapları yanlış yerlerde satıyorsun.Bak yarın Cuma köylüler ürünlerini satmak için pazara gelecekler ,ürünlerini sattıktan sonra camiye Cuma namazına giderler.Bu hafta Cuma günü Ulucami’ye git. ( Ulucami Selçuklular zamanından kalma 2500- 3000 kişilik bir Cami, bahçesinde 50-60 kişinin aynı anda abdest alacağı şadırvan,tuvaletler ve çimeceklerin olduğu bir camiydi )Abdest alan insanlara hitaben onların Allah’ın evine girdiklerini, Allah’ın evine girerken de temiz olmaları gerektiğini,çimeceklere girip yıkanmalarını,ondan sonra gelip abdest almalarını ,daha sonra da cami içerisinde ayak kokusundan  kimseyi rahatsız etmemeleri için birer çorap alıp giymelerini bağırarak duyurursan iyi satarsın. ‘ dedi.

Dediği gibi yaptım. O Cuma namazdan bir saat önce camiye gittim, dediklerini söyledim.Vermiş olduğu yirmi çorabı bir anda sattım. Yetmedi otuz çorap daha getirttim, onları da sattım. Yani o gün toplam elli çorap satmıştım. Çoraptan kazandığım para gazeteye göre kat be kat fazlaydı. Yine David’in babası ‘ Bak oğlum doğru yere gidersen mal satabiliyormuşsun’ demişti. Ben de doğru yere gidersem mal satabileceğimi öğrenmiştim. Yalnız bana bir şey daha söylemişti ‘önümüzdeki hafta diğer camilere git,aynı camiye iki veya üç ay sonra uğra demişti’. Dediklerini yaptım. O günün koşullarına göre bir öğrenci bütçesini düşünürseniz iyi para kazanmaktaydım.

Kazandığım parayla kendime en iyi kumaştan bir elbise,kösele kundura,kardeşlerime de bir şeyler alıyordum.Ayrıca bir tane de futbol topu almıştım.Mahallede futbol topu olan tek kişi bendim. Hatta bir gün,ayakkabı,elbise ve erkek kardeşlerimi de yanıma alarak o elbise ve ayakkabıyı da göstererek objektife poz vererek bu görüntümü ebedileştirmiştim. ( Hani askere giden erler çavuş olunca rütbesini göstererek fotoğraf çekinirler ya, ben de onun gibi objektife ayakkabımı göstermiştim).

O yıllarda ilkokul son veya ortaokul birinci sınıfta olmam gerekiyor.Bütün derslerim iyi ancak matematikten pek iyi not alamıyordum. Gerçi hiç bütünlemeye kalmadım ama matematikten de nedense hep zorlanırdım. Haftanın hemen hemen üç günü matematik dersi olurdu. Ben de özellikle matematik derslerinin olduğu günler bu yeni ayakkabılarımı ve yeni ve şık elbiselerimi  giyemezdim. Bir yıl sonra da elbise ve ayakkabılar küçülür kardeşlerime verirdim.Kendime yenisini yapmak zorunda kalırdım.Annem hep sorardı ‘ Oğlum niye haftanın bazı günleri eski elbiselerini, bazı günleri de yenileri giyiyorsun, niçin hergün yenileri giymiyorsun ?’ derdi.

Şimdi okuyucu olarak ‘neden acaba ?’  diyeceksiniz. Nedeni şu; o gün matematik dersi varsa ben de o derse yeterince hazırlanmamışsam öğretmenim de bana soru sorarsa ben de; o  sorduğu soruyu  cevaplandıramazsam öğretmen benim hakkımda şöyle düşünebilir ; böyle gıcır gıcır ayakkabı ve şık kıyafetler giyeceğine derslerine çalışsaydın ya diye düşünürdü ve derse hazırlanmadığım günler o şık kıyafetlerimi giyemezdim.O tarihte yapmış olduğum iki renkli kunduralar,İngiliz kumaşından elbiseleri doya doya giyememenin acısını hala çekerim.

İşte size anlatmak istediğim sorumluluk duygusu bu bence. Kişiler ister kendi işleri olsun ,ister başkasının işi olsun eğer başarılı değillerse veya o gün isteneni verememişlerse onun üzüntüsünü, sıkıntısını yaşamalılar bence. Eğer bunu yapamıyorlarsa kendi kendilerini kandırdıkları gibi çevrelerine de zarar veriyorlar demektir. Dolayısıyla bu da yaşamda kişiye başarısızlık ve mutsuzluk getirir. Hem başarısız olacaksın, hem de en iyi şekilde yaşayacaksın ve eğleneceksin.Başkasını kandırıyorum diye düşünsen bile bilesin ki kendi kendini  kandırıyorsun. Onun için tüm gençlere ve insanlara, çalışanlara önerim yaşamlarında sorumluluk duygusunu ( mes’uliyet) göz ardı etmesinler. Hayat sorumluluk duygusu yüksek insanlara iyi bir yaşam ve mutluluk vaat etmektedir.Bunu göz ardı ettinizmi sonunuz perişanlık ve mutsuzluktur.Yaşamdan hem keyif alacağım,hem de isteneni vermeyeceğim. Yok öyle bir şey.

EMEK VERMEDEN ALMAK YOK YAŞAMDA.

Mehmet KIRAY

Gazete kupürü için tıklayınız..

İlgili Makaleler

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Instagram

×